Çocuklar Neden Hırsızlık Yapar?
- Ali Özdemir
- 8 Nis
- 2 dakikada okunur
Çocuklarda hırsızlık davranışı, çoğu zaman yüzeyde görüldüğü gibi “ahlaki bir problem” değildir. Aksine, çocuğun iç dünyasında yaşadığı bir eksikliğin, bir çatışmanın ya da karşılanmamış bir ihtiyacın dışavurumudur. Hırsızlık yapan çocukların büyük çoğunluğu “kötü” değil; anlaşılmamış, sınırları net çizilmemiş ya da duygusal olarak ihmal edilmiş çocuklardır.
1. Mülkiyet Duygusunun Yeterince Gelişmemesi
Çocuklarda “bu benim, bu başkasının” ayrımı yani mülkiyet duygusu genellikle 6 yaş civarında gelişmeye başlar. Ancak bazı çocuklarda bu süreç sağlıklı ilerlemez. Bunun en önemli nedenlerinden biri ebeveyn tutumudur. Aşırı baskıcı ailelerde çocuk, kendi kararlarını veremez. Sürekli yönlendirildiği için sınır kavramını içselleştiremez. Aşırı serbest ailelerde ise çocuk rehbersiz kalır. Doğru-yanlış ayrımını öğrenemez.
Her iki uç da aynı sonuca götürür: Çocuk, kendi sınırları ile başkalarının sınırlarını ayırt edemez.
2. Ekonomik Faktörler ve Algılanış Biçimi
Hırsızlık davranışı bazen doğrudan ekonomik nedenlerle ortaya çıkar. Maddi imkânları sınırlı olan çocuklar, akranlarında gördükleri şeylere sahip olabilmek için çalma davranışına yönelebilir. İlginç olan ise, maddi durumu iyi olan bazı çocukların da hırsızlık yapmasıdır. Burada mesele ihtiyaç değil, algıdır.
Çocuk: Kendisine verilenle yetinmeyi öğrenmemiştir ve sürekli daha fazlasını istemeye alışmıştır.
Yani sorun ekonomik yetersizlikten çok, doyum eşiğinin oluşmamış olmasıdır.
3. Duygusal Açlık ve İlişki Eksikliği
En kritik başlıklardan biri budur. Günümüzde birçok aile çocuğun maddi ihtiyaçlarını eksiksiz karşılamayı “iyi ebeveynlik” olarak görür. Ancak çocuk için asıl belirleyici olan şey duygusal doyumdur. Çocukla yeterince temas kurulmaz, duyguları görülmez, onunla gerçek bir bağ kurulmazsa…
Çocuk içsel bir boşluk yaşar. Bu boşluk bazen şu şekilde doldurulmaya çalışılır: Nesnelerle, sahip olunan şeylerle, başkalarından alınan eşyalarla.
Yani hırsızlık burada bir “eşya alma” değil, aslında duygusal açlığı telafi etme girişimidir. Duygusal olarak doyurulmuş çocuk ise: Beklemeyi öğrenir, her istediğinin anında olmayacağını kabul eder, başkasının hakkını gözetebilir.
4. Doyumsuzluk ve Haz Odaklılık
Çocuğun dünyası doğası gereği haz ilkesi üzerine kuruludur. İster ve hemen olmasını bekler. Sağlıklı gelişimde ise zamanla gerçeklik ilkesi devreye girer ve çocuk her isteğinin anında karşılanamayacağını öğrenir. Ancak çocuk sürekli istediğini elde ediyorsa ve sınırlarla karşılaşmıyorsa, zihninde şu düşünce yerleşir: İstediğim şeyin bir yolu vardır ve ben onu alırım. Bu noktada hırsızlık, çocuk için yanlış bir davranış olmaktan çok bir araç haline dönüşür. Doyumsuzluk arttıkça empati zayıflar, başkasının hakkı geri planda kalır ve çocuğun odağında yalnızca kendi isteği yer almaya başlar.
5. Erken Dönem Bağlanma ve Güven İlişkisi
Daha derin bir perspektiften bakıldığında, bazı hırsızlık davranışlarının kökeni erken çocukluk dönemine kadar uzanır. Anne ile kurulan ilişkinin niteliği, ihtiyaçların zamanında ve yeterli şekilde karşılanması ve kurulan duygusal temas, çocuğun dünyaya karşı geliştirdiği temel güven duygusunu belirler. Erken dönemde yeterince doyurulmamış ve güvende hissetmemiş çocuklar, ilerleyen yıllarda daha fazla talep eden, elindekilerle yetinmekte zorlanan ve daha çok almaya yönelen bireyler olabilir.
Çocuklarda hırsızlık davranışı tek başına ele alınmaması gereken bir durumdur. Bu davranış çoğu zaman bir belirtidir ve altında görülme, anlaşılma, sınırlarla tanışma ve duygusal olarak doyurulma ihtiyacı yatar. Bu ihtiyaçlar sağlıklı şekilde karşılandığında hırsızlık davranışının büyük ölçüde azaldığı görülür.



Yorumlar